Üye Girişi
Sepetim
Haber Ve Duyurular
Yazarlar
Yazarların Tüm Listesi
Döviz Kurları
Linkler
Araç Sorgulama
Trafik Cezaları
Ceza Puanı
Motor Taşıtları Vergisi
Vergi Kimlik No Sorgulama
Prim sorgulama
Kasko Değer Sorgulama
Anket
Aktif anket yok !
Hızlı İletişim
 Sayfalar : 1 2 3 4 5
Allah’ın isimleri ve sıfatları içerisinde O’nun rahmetini anlatanları daha yoğundur. Zaten ilahi vahiy, O’nun ismini anmakla ve Kur’an, O’nun rahmetiyle başlar. İlahi rahmet ise sadece zâti bir nitelik değil, aynı zamanda yaratılanlara yansıyan yönleriyle tecelli eden bir fiildir. Allah’ın insana rahmetini ifade eden kavramlarından biri de lütuftur. Lütuf, hem insan zihnini aşan aşkınlığıyla ilahi zâtı niteleyen hem de insanlığa yansıyan incelikli iyilikleri anlatan bir sıfattır.
Zaman yokken, mekân yokken, ışık yokken, karanlık yokken, madde, cevher, cisim, şekil yokken, boyutlar yokken, hava yokken, boşluklar yokken, sular, renkler, nitelikler yokken, canlı cansız hiçbir şey yokken, Vacibü’l-Vücûd olan Yüce Allah tek olarak vardı. O diledi bütün bu evreni ve evren içinde olanları yarattı. Yani Buhârî’nin zikrettiği hadiste belirtildiği üzere: “Allah vardı, O’nunla birlikte hiçbir şey yoktu” Sonra diledi sonsuz iradesiyle bu evreni yoktan yarattı. Yine İslâm inancına göre bir gün bu evren canlı veya cansız varlıklarıyla yine O’nun isteğiyle sona erecek, bütün canlı varlıklar özellikle insanlar hesap verecek ve yeni bir âlem kurulacaktır.
İnsan bazen kendisine söz geçiremez. Arzu etmesine rağmen verdiği kararın gereğini yapmak için harekete geçemez. Fiile dökememesi onun ilk defa denenecek olmasından da kaynaklanmaz çoğu kez. Ona verdiği önem de gerekliliğine duyduğu inanç da değişmemiştir. Pek çok kez niyet eder fakat o ilk adımı atamaz. Vazgeçemediği için de erteler. O, bu hâlde iken bazen iş işten geçer. İyi ki geçti de diyemez.
Erken dönem İslam toplumunda yaşanan düşünsel, siyasal ve sosyal kırılmalar İslam düşüncesinin şekillenmesinde belirleyici olmuştur. Bu döneme dair yapılan çalışmalar, dönemin politik-teolojik/siyasi-fikri oluşumlarının temel dinamiklerine ışık tutmaktadır. Kaderiyye’nin ilk mümessilleri arasında yer alan Mâ’bed el-Cüheni (ö.83/702?) ile Gaylân ed-Dimaşkî’nin, (ö.120/738) Emevi Hanedanı’na yönelttiği dini ve siyasi eleştiriler, bu dönemde yaşanan siyasal ve düşünsel ayrışmaları göstermektedir. Bu iki muhalifin yaşadıkları dönem, İslam düşüncesinde vuku bulan ayrışma ve kurumsallaşmanın başlangıç dönemine denk gelmektedir. Bu nedenle İslami ilimlerin ilk nüvelerinin bu dönemde atıldığı söylenebilir.